Yazar: Işıl Boy Ergül

Değişime Eğitimle Hazırlanmak

“Toplumda baskın etken değişim, sürekli değişim ve kaçınılmaz değişimdir. Dünyayı sadece olduğu gibi değil, gelecekte olacağı gibi de ele almadığımız sürece mantıklı kararlar almak mümkün değildir. Bu, devlet adamlarımızın, iş adamlarımızın, herkesin bilim kurgusal bir düşünce biçimini benimsemesi gerektiği anlamına gelmektedir.”
Isaac Asimov

Nasıl bir geleceğin bizi beklediği sorusunun önemi giderek artan bir soru olarak sürekli karşımıza çıkacaktır. Gençlerin çoğu sık sık iş değiştirmekle birlikte gelecekte ne yapacakları konusunda kararsız kalmaktadır. Bu anlamda sektördeki ihtiyaçların iyi analiz edilip buna göre bir yol haritasının belirlenmesi kritik bir önem taşımaktadır.

 

Sürdürülemeyen Kariyerler

Özellikle Y kuşağının iş değiştirme oranının son yollarda ciddi artış gösterdiği görülmektedir. Deloitte’un Y kuşağı üzerine 2017 yılında 8,000 kişiyle 30 ülkede yaptığı araştırmaya göre ankete katılanların %38’i gelecek iki yıl içerisinde fırsatları olsa işten ayrılacaklarını belirtirken, 2018 yılında 10,455 kişiyle 36 ülkede tekrarlanan çalışmada bu sayı %43’e, 2019 yılında  13,416 kişiyle 42 ülkede yapıldığında ise araştırma sonucu %49’a kadar yükselmiştir. 2019 yılında yapılan araştırmanın bir diğer çarpıcı sonucuna göre iki yıl içerisinde işten ayrılabileceklerini belirten kişilerin yaklaşık dörtte biri son 24 ay içinde başka bir işi bıraktıklarını bildirmişlerdir. Bu rakamlar, istikrara dayalı işgücü arayan şirketler için önemli bir sorun teşkil etmektedir.

Çalışanların büyük çoğunluğunun ise ne yazık ki işlerinden memnun olmadıkları ortaya çıkmıştır. Gallup’un (State of Global Workplace) 2017 yılında yayınladığı raporuna göre dünyanın 155 ülkesinde yapılan araştırmanın sonucu işinden memnun çalışanların oranının sadece %15 olduğunu ortaya koymuştur. Universum’un 2018 verilerine göre ise Türkiye’de genç profesyonellerin iş veren memnuniyet skoru 10 üzerinden 5,9 olarak saptanmıştır ve bu kişilerin yarıya yakını henüz kariyer hayatlarının başlarında olmalarına rağmen işlerinden memnun olmadıklarını ifade etmişlerdir. 

Kanada’da 2014 yılında Workopolis tarafından yapılan bir araştırma ise çalışanlarla ilgili çarpıcı sonuçlar ortaya koymaktadır. 7.000.000 kişinin çalışma geçmişi incelenmiş ve Workopolis veri tabanındaki özgeçmişleri analiz edilerek, kariyer değişikliklerinde bir Kanadalı’nın ne kadar iş değişikliğine gidebileceğini tahmin eden bir eğilim ortaya çıkarılmıştır. Çıkan sonuçlara göre çalışan bir Kanadalı’nın kariyer yaşamı boyunca ortalama 15 işte çalışacağı öngörülmüştür. Bu oranın yaşı küçük olan çalışanlarda daha çok artması beklenmektedir. Ayrıca, 1992 yılında üniversiteden mezun olan X Kuşağının, kariyerlerinin ilk 12 yılında ortalama 3 işte çalıştığı, Y Kuşağının ise 12 yıllık bir sürede X Kuşağından daha sık bir oranda (%22) iş değiştirdiği tespit edilmiştir. Araştırmaya katılanların % 6’sı kariyerlerinde sadece bir iş sahibi olurken, yüzde 16’sı şu ana kadar 10’dan fazla iş değiştirdiğini belirtmiştir. Kanadalıların çoğu kariyerleri boyunca aynı meslekte kalacaklarını düşünmediklerini belirtmişlerdir. Yine Workopolis tarafından Kanada’da 1000 kişiyle yapılan başka bir çalışmada ise ankete katılanların neredeyse dörtte üçü (%73), aynı meslekte yaşamlarını sürdürmeyi beklemediklerini ifade etmiştir. Buna benzer veriler ışığında bazı fütüristler, kariyerin geleceği ilgili çeşitli görüşler ortaya koymuştur.

Bu düşünceyi savunan fütüristlerden biri olan Rohit Talwar, çocukların bugün hayatlarında tamamen farklı 10 kariyer yolunda 40 farklı iş sahibi olabileceğini belirtmiştir. Talwar, Fast Future şirketinin genel müdürüdür, şirketlere ve hükümetlere uzun vadeli sosyal, ekonomik ve demografik değişikliklere hazırlanma konusunda tavsiyelerde bulunmaktadır. Talwar, eğitimin geleceği konusundaki konuşmasında, bugün varolan işlerin % 30 ila % 80’inin, akıllı yazılım, otomasyon ve robotların yerlerini almasıyla gelecek 10 ila 20 yıl içinde ortadan kaybolacaklarını savunmaktadır. Talwar, gelecekte, insanların aynı anda birden fazla işte çalıştığı bir portföy istihdam modeli öngörmüştür. Günün bir kısmında Uber işletip, boş odanızı Airbnb’de kiraya verebilir dolabınızdaki alanı Amazon için depo olarak kiralayabilir, Amazon için teslimat yapabilir veya Amazon için teslimat yapan dronu barındırabilirsiniz, örnekleriyle açıklamıştır. Tabii ki, bu seçeneklerden bazıları bile hızlı bir şekilde eski hale gelebilir. Talwar, paylaşım ekonomisinin yeni modellerinin geldiğinden bahsetmiş ve istihdam sürecinde insanlara yardımcı olmak için ihtiyaç duyacağımız yetenekleri düşünmeye başlamamız gerektiğini belirtmiştir.

Bu durumda, sahip olduğumuz uzmanlığın ne derece, hangi işlerde işimize yarayacağı önemli bir husustur. Yaşam boyu öğrenmenin önemi burada ortaya çıkmaktadır. Gelecekteki başarılı kariyerlerin anahtarı, sürekli öğrenmektir. İnsanların yeteneklerini sürekli olarak güncellemeleri ve yenilerini öğrenmeleri, mevcut olanı çalışırken bile bir sonraki işlerine hazır olmaları gerekir. Burada bahsettiğimiz kariyer, iş unvanı değildir, tüm iş ünvanlarının yörüngesidir; becerilerin, deneyimlerin ve onlarla birlikte başarılan her şeyin birikimidir.

 

Gelecek 10 yılda Türkiye’de hangi mesleklere ihtiyaç duyulacak?

İŞKUR’un (Türkiye İş Kurumu) her yıl yaptığı araştırma ‘hangi mesleğe ne kadar talep olacak?’ sorusunun cevabını araştırmaktadır. Geleceği konusunda meslek arayışı içerisinde olanlar ve yeni bir mesleğe yönelik kendini geliştirmek isteyenler için de bir kılavuz niteliği taşıyan araştırma önümüzdeki yıllarda hangi mesleklere ihtiyaç duyulacağı konusunda da fikir vermektedir.

İŞKUR, 2018 yılı İşgücü Piyasası Araştırması’nı 2018 yılında 90.000’e yakın iş yerini ziyaret ederek gerçekleştirmiştir. Araştırma için Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verileri, işverenin talep ettiği meslekleri ve elemanları ortaya çıkartmıştır. Araştırmanın sonucuna göre, Türkiye iş gücü piyasasında 470 bin kişilik açık iş bulunmaktadır. Bilişim sektörünün önümüzdeki yıllarda en fazla eleman ihtiyacının duyulacağı sektör olduğu konusunda uzmanlar fikir birliğindedir. Ayrıca, pratik beceri ve tecrübenin diplomadan daha önemli olduğunun altı çizilmiştir.

 

Araştırmada ziyaret edilen işverenlere, gelecek on yılda en çok ön plana çıkmasını bekledikleri meslekler sorulmuş ve işverenlerin genç personeli işe alırken neleri dikkate aldığı sorgulanmıştır. İşverenlerin en fazla önem verdiği konular, pratik beceri ve tecrübe olurken diploma en gerilerde yer almıştır.

Araştırmadan çıkan sonuçlara göre işverenlerin gelecek 10 yılda öne çıkacağını düşündüğü meslekler aşağıdaki gibidir:

1- Yapay zeka makine kalite kontrol elemanı

2- Robot kaynak operatörü

3- Bilişim teknolojisi

4- Elektrikli arabalar için teknik bakımcı

5- Dil konuşma terapisti

6- Güneş enerji sistemi teknik personeli

7- Dijital reklamcılık

8- Veri tabanı yöneticiliği

9- ARGE mühendisi

10- E-ticaret meslek elemanı

11- Siber güvenlik uzmanı

12- İnternet televizyonculuğu

13- Yazılım destek uzmanı

14- Robot mühendisliği

15- Üç boyutlu grafik animasyoncu

16- Mobil yazılımcı

Ayrıca, Universum, 2018 yılında Türkiye’nin Y Kuşağı için en çekici iş verenler araştırmasını yaş ortalaması 22 olan 54 binden fazla örneklemle Türkiye’nin niceliksel olarak en kapsamlı gençlik araştırmasını gerçekleştirmiştir. Bu çalışmanın sonucuna göre tercih edilen sektörlerin başında son 2 yılda olduğu gibi Eğitim ve Bilim Kuruluşları gelmiştir. Bunun yanında Havacılık ve Savunma Sanayi ile E-ticaret endüstrileri çekiciliği en çok artan sektörler arasında yer almıştır.  Öte yandan, Telekomünikasyon, FMCG (Hızlı Tüketim), Perakende, Tüketici Elektroniği ve Sigorta gibi sektörlerin çekiciliği oldukça düşük çıkmıştır.

Bütün bu veriler bilgiden çok becerinin önemine işaret etmektedir. Önde gelen küresel işverenlerin dünya ekonomik forum anketine göre, 2022’de en çok talep gören ilk beş beceri aşağıdaki gibidir:

  • Analitik düşünme ve yenilikçilik.
  • Aktif öğrenme ve öğrenme stratejileri.
  • Yaratıcılık, özgünlük ve inisiyatif.
  • Teknoloji tasarımı ve programlama.
  • Eleştirel düşünme ve analiz.

Dolayısıyla, 2022’ye kadar, dünyadaki tüm çalışanların % 54’ünden daha azının, tek becerili iş rollerinin hızla azalması nedeniyle, becerilerini arttırmaları gerektiği tahmin edilmektedir.

Ayrıca, otomasyon, bir zamanlar vasıflı işçiler tarafından yapılan işlerin yerini aldıkça, birçok işe duyulan ihtiyaç azalacak ve uzmanlar daha düşük ücretler için birbirleriyle sert bir şekilde rekabet edecektir. Hızlı bir şekilde yenilik yapamayan ve bu değişime uyum sağlayamayan organizasyonlar yine hızlı bir şekilde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardır. Bu gelişmelere istinaden, yıkıcı teknolojiler hızlı bir şekilde art arda işgücüne nüfuz ettikçe ve beceri açığı daha da genişledikçe, hayatta kalan ve başarılı olanlar hayat boyu öğrenenler olacaktır.

 

Geleceğe hazırlanırken kirpiyi mi, tilkiyi mi referans almalıyız?

Ünlü filozof Isaiah Berlin, 1953 yılında yazdığı “Kirpi ve Tilki” kitabında düşünürleri kirpi ve tilki olarak ikiye ayırmıştır.  Buradaki ayrım Yunan şairi Arkhilokhos’un bir sözünden kaynaklanmaktadır: “Tilki birçok şeyi bilir, ancak kirpi büyük bir şey bilir.” Kirpiler her şey için geçerli olan tek bir büyük fikre sahipken, tilkiler her durum için yeni bir fikir ortaya koymaktadır. Berlin, örneğin Plato ve Dostoyevski’nin kirpi olduğunu, Aristo ve Shakespeare’in de tilki olduğunu savunmuştur.

Berlin, kirpilerin her şeyi tek ve merkezi bir vizyonla ilişkilendirirken, tilkilerin birbiriyle bağlantılı birçok sonucu takip ettiğini açıklamıştır. Kirpilerin tek bir genel düşünceye bağlı kalmalarıyla tanımlandığını, oysa tilkilerin fikirlerini oluşturmak için çeşitli ve zaman zaman sadece yüzeysel bağlantılı kavramları kullanmaya eğilimli olduğunu savunmuştur.

Jim Collins tarafından, 2001’de yazılan  “Good To Great” adlı kitabında bu ayrım daha da sadeleştirilmiştir; burada, kirpi zihniyetinin, disiplininin ve odağının başarının anahtarı olduğunu savunmuştur. Yazar Philip E. Tetlock, tilkilerin geleceği doğru tahmin etme konusunda kirpilere göre daha üstün bir yeteneğe sahip olduğuna ve daha tilkilerin başarılı olduğuna inanmaktadır. Mayo Oshin de kısa bir zaman önce “uzmanlığın sonu, tilki kirpinin yerini devraldı başlıklı bir yazı kaleme almıştır”.

Uzun yıllar tek bir alanda uzmanlığın önemi her yerde detaylı olarak savunulmuşken hayatımızda birden fazla işte çalışacağımız göz önünde bulundurulduğunda hızlı bir değişim içerisinde olduğumuz şu zamanda hem tilki hem de kirpinin felsefeleri somutlaştırılıp uygulanmalıdır.

 

Pareto Işığında Zaman Yönetimi

Kendimizi her bakımdan sürekli olarak geliştirmemiz çok önemlidir. Ancak yoğunluğu giderek artan işlerle başa çıkmak ve birçok farklı işi aynı anda yapmaya çalışmak kolay değildir. Tam da burada etkili zaman yönetimi konusunda planlama yapmak gereklidir.Giderek zorlaşan zaman yönetimi konusunda kendimizi en iyi şekilde geleceğe hazırlamaya çalışırken Pareto Teoremi’nden yararlanabiliriz.

Vilfredo Federico Damaso Pareto, 1848’de İtalya’da doğmuştur. Önemli bir filozof ve ekonomisttir. Efsaneye göre, bir gün bahçesindeki bezelye bitkilerinin% 20’sinin sağlıklı bezelye tohumlarının % 80’ini ürettiğini fark etmiştir. Bu gözlem, eşit olmayan dağılım hakkında düşünmesine neden olmuştur. Servetini düşünmüş ve İtalya’daki arazinin % 80’inin nüfusun sadece % 20’sine ait olduğunu keşfetmiştir. Daha sonra farklı endüstrileri araştırmış ve üretimin % 80’inin genellikle şirketlerin sadece % 20’sinden geldiğini bulmuştur ve şu genellemeyi sunmuştur: Sonuçların% 80’i eylemin sadece % 20’sinden kaynaklanmaktadır.

Bu yüzden, bir saatte yalnızca birkaç dakika, günde birkaç saat ve haftada birkaç gün olduğunu hatırlamak önemlidir. Pareto bunun iyi bir şey olduğunu görmenize yardımcı olabilir; aksi halde, yapılacak işlerin hiç bitmeyen listesi altında ezilmemiz mümkündür. Burada önemli olan sonuçların büyük kısmını oluşturan 20%’lik çalışmaların farkında olmak ve iş planını ona göre tasarlamaktır.

 

Eğitimin Etkisi

“Zeka değişime uyum sağlama yeteneğidir.” Stephen Hawking

Bütün bu veriler ışığında en önem vermemiz gereken konu eğitimdir. Eğitim burada farklı bir konu olarak ele alınmamalı aksine bütün farklı sistemleri birbirine bağlayan her işin gelişimini destekleyen, bütün sistemleri birbirine bağlayan bir sistemler bütünü olarak değerlendirilmelidir.

Değişimin kendisi bile değişim göstermişken yaşam boyu öğrenmek, öğrendiklerimizi güncellemek bir yaşam biçimi haline gelmelidir.